15 Temmuz 2012 Pazar

Dünyada ilk 5′teyiz ne bilen var ne kullanan

Sahte belgeler, sahte imzalar ya da belgeye sonradan eklenmiş her türlü veri, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nden Prof. Dr. Salih Cengiz ve ekibinin yapacağı 2 tahlille ortaya çıkarılabiliyor.

Dünyada mürekkep yaşını tespit eden 5’nci laboratuvara sahip olduklarını söyleyen Prof. Cengiz, “Tahlili yapıyoruz üstelik sahtecilik varsa bilimsel delillerle ortaya koyuyoruz” dedi.

İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nden Prof. Dr. Salih Cengiz ve ekibi, dünyada sadeceAlmanya, İsviçre, Kanada ve ABD’de kullanılan mürekkep yaş ve yapı tahlilini Türkiye’deuygulamaya başladı. Sahte belgeler, sahte imzalar ya da belgeye sonradan eklenmiş her türlüveri, kimya laboratuvarında, CERN’deki hızlandırıcının küçük benzerleriyle yapılan 2 tahlille ortaya çıkarılabiliyor. Üstelik yazıların ne kadar süre önce yazıldığı da tespit edilebiliyor.

http://image.haber7.com/haber/haber7/archive/2jpg_h255.jpgKongrede gördü uyguladı

Prof. Dr. Salih Cengiz, Şubat 2011’de ABD’de katıldığıbir kongrede, mürekkebin yaş tahlilinin Almanya’daki Bavyera Adli Bilimler Enstitüsü’nde, İsviçre’deki Lozan Üniversitesi Adli Bilimler Enstitüsü’nde, Kanada’da SınırKoruma Teşkilatı Laboratuvarı’nda ve ABD’de New Jersey Üniversitesi Kimya Bölümü’nde uygulandığınıöğrendi. ABD’deki laboratuvarı gezme ve deneylerekatılma imkanı da buldu. İstanbul’a dönünce ilk iş olarak laboratuvarını düzenledi. Yaptığı ilkdeneylerde Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi cihazını kullandı ve mürekkebin aynı kaleme ait olup olmadığını tespit edebildiğini gördü. Daha önceden yazılmış deney kağıtlarından aldığı numunelerle, Isısal Salınımlı Gaz Kromatografi-Kütle Spektrometresi (Thermal Desorption GC-MS) cihazını kullanarak mürekkebin yaş tayinini de gerçekleştirdi.

Delillerle ortaya koyuyoruz

Uzanlar’ın devlet aleyhine açtığı davaları, belgeler üzerinde bu 2 tahlilin uygulanmasıyla kaybettiğini anlatan Prof. Dr. Salih Cengiz, “Türkiye’de mürekkep yaş tayini yapılabilirliğini soran hakim ve savcılara resmi kurum ve kuruluşların vermiş olduğu yanıtlar, ‘Bırakın Türkiye’yi dünyada dahi yapılamaz’ şeklindedir. Oysa ki 90’lı yılların başından beri dünyada, son yıllarda da Adli Tıp Enstitüsü’nde biz bu tahlili yapabiliyoruz. Üstelik sahtecilik varsa bilimsel delillerle ortaya koyuyoruz” dedi. Dünyada mürekkep yaşını tespit eden 5’nci laboratuvar, çalışmaları çok fazla duyulmayınca ilgi de çekmedi.

Uzanlar ve Deniz Feneri

Prof. Dr. Salih Cengiz çalışmaları konusunda şunları söyledi: “Belgeden mürekkep yapısının ve yaşının tespitiyle, yargı sistemimizdeki şüpheli veya sahte belge incelemelerinde en sık karşılaşılan belgedeki yazının kimliği ve yaşına ait sorular yanıtsız kalmayacak. Bilimsel deneyle yargı sistemini güçlendireceğiz. Bu yöntem Uzanlar ve Deniz Feneri davalarında uygulandı. Deneyleri, Fransız ve Almanya’daki laboratuvarlar yaptı.”

‘Yaş’ tahlili nasıl yapılıyor?

YAZI örneklerinden alınan küçük parçalar, CERN’deki 27 km’lik Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın 60 metrelik küçük bir benzeri olan Thermal Desorption GC-MS cihazına konuluyor. Örnekler önce 90, sonra 200 derecede ısıtılıyor ve yapılarına ayrılıyor. Örneklerden çıkan yapı parçaları 60 metrelik ince boruların içinden yüksek hızla geçirilip, mürekkebin yapısının ne kadar bozulduğu anlaşılıyor. Elde edilen değer öngürülen tabloyla eşleştirildiğinde, yaş tahlili tamamlanıyor.

Hürriyet

Kefalette 'eş rızası' sıkıntı yaratır mı?

İSTANBUL - Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun getirdiği değişiklikle bir kişiye kefil olmak için eşin yazılı rızası gerekecek ve kefilin el yazısı şartı aranacak.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Murat Yalçıntaş, Ticari kredi almak için eşlerden kefalete rıza verilmesi konusunun sıkıntılara sebep olacağını savundu.

Yalçıntaş, yaptığı yazılı açıklamada, Türk Borçlar Kanunu'nun 584'üncü maddesine göre, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça eşlerden birinin, örneğin bir banka kredisine kefil olacağı zaman, diğerinin yazılı rızasını alması gerektiğini hatırlattı.


Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte bankaların, yaptıkları yeni kefalet sözleşmelerinde bu hükmü uyguladıklarını anımsatan Yalçıntaş, "Bankalar mevcut bir ticari kredi için daha önceden tahsis edilen limitin kullandırılması durumunda bile, müşterilerine yeni kredi sözleşmesi imzalatmakta ve eşlerden de kefalete rıza gösterdiklerine dair imza istenmekte" ifadelerini kullandı.

Yalçıntaş, şunları kaydetti:

"Ticari kredi almak için eşlerden kefalete rıza verilmesi konusunun sıkıntılara sebep olacağı kanaatindeyim. Eşlerden birisi ticaretle iştigal ederken, diyelim diğerinin hiç ilişkisi yok. Bu durumda, kefalete izin vermesi konusunda izin istenen eş, alışık olmadığından hayır diyebilir. Öte yandan aile şirketlerinde, kendi şirketinin borcuna şahsen kefil olmak isteyen şirket ortakları yönünden eşin rızasının alınması zorunluluğu daha ağır sonuçlar doğuracaktır.

Bu kanun, ne yazık ki tüm evli tacirleri zora sokacak gibi görünüyor. Mesela, kefalete rızası istenen eşin kendi adına malı varsa, kefalete rıza talebi o eşlerde çok önemli endişe ve kararsızlığa sebep olacak. Hele acil kredi durumunda, stresli bir işadamının eşinden kefalete imza talebinin nerelere varabileceğiyle ilgili olarak hiç de iyimser değilim."

Yalçıntaş, daha şimdiden sorunlara ve endişelere sebep olan bu kanunun bir an evvel gözden geçirilmesinin, ticari hayatın sağlıklı sürmesi için çok önemli olduğunu da savundu.
http://www.dunya.com/ sitesinden 15.07.2012 tarihinde yazdırılmıştır.

İhtiyaca göre değil, paraya göre tesis kurma tuzağı…

Şişecam Topluluğu'nun kağıt-karton ambalaj ihtiyacının en uygun yöntemlerle karşılanması için çok temel bir bakış açısı geliştirdik: Plan toplantılarında 'pazarımız dünyadır' sloganını kullanıyorduk. Bu slogan Topluluk tarafından benimsendi; bütün birimlere yayıldı. Ambalaj ihtiyacımızı da küresel pazarlara göre tasarlayarak karşılamalıydık. O nedenle rakiplerimiz kağıt-karton ambalaj ürettirdiği tesisleri inceleme fırsatı yaratmalı, onları incelemeden karar vermemeliydik.
Yurt dışı incelemelere Günay Apak, Necdet Uygurer , bazen de Erhan Aras katıldı… Norveç'te Sabsborg, İsveç'te Jungdal, İsviçre'de Laturbach, İtalya'da Chieri tesislerini gördük… Bu incelemelerde not etmeye çalıştığımız ana noktalar şöyleydi:
1. Tesislerde kapasite ve teknik olanaklar nasıl oluşturuluyor?
2. İş süreçlerinin hızını ve esnekliğini sağlayan yapı nasıl oluşturuluyor?
3. Uygun yarı mamul (kağıt-karton, yapıştırıcı, boya vb.) nasıl temin ediliyor?
4. Yarı mamul stoklamasında fiziki koşullarda nelere özen gösteriliyor?
5. Bitmiş ürün nasıl stoklanıyor ve sevkiyat nasıl yapılıyor?
6. Makine-donanım genellikle hangi firmalardan satın alınıyor?
7. Batı'daki tesislerde olup da ülkemizde olmayan makine-donanım hangileri?
8. İş akışı ve işletme içi lojistikte nelere özen gösteriliyor?
9. Makine-donanım kombinasyonlarının uygun kapasite bütünlüğü yaratması için ne gibi önlemler alınıyor?
10. Arıza durumunda bakım-onarımda İstanbul özeli için zaman kaybı ne olabilir?
Özellikle İtalya'da Torino'nun kuzeyinde İsviçre çikolata tesislerinin ihtiyacını karşılayan ambalaj tesisini gezmemiz bizi çok etkiledi… Aldığımız örneklerin uçakla gönderme bedeli, bir insanın gidiş-geliş ücretini aşmıştı.


İkinci ara-rapor ve tartışmalar. Yurt dışı incelemelerden sonra ikinci ara-raporu sunduk. Raporu kaleme aldım, arkadaşlar üzerinden geçti... Plan Üst Komitesi'ne sunuşta özellikle İtalya'dan ve diğer ülkelerden getirdiğimiz "örnekleri" salonda sergiledik.
Toplantıdan sonra İcra Kurulu kağıt-karton ambalaj tesisinin bünyede kurulmasını kararlaştırdı… Erhan Aras'ın koordinasyonunda çalışmalar yürütülecekti.

Yurtdışında yaptığımız incelemelerden sonra ülkemizde o günlerde ambalaj üretimine ilişkin altyapının eksiklerini şöyle sıralanmıştı:
1.Kağıt-karton ambalaj üreten tesisler başlangıçta "matbaa kökenli" ve "baskı" için kurulmuş; baskı öncesi işlemler, baskı, kesme-koparma, katlama-yapıştırma altyapıları bakımından Batı'daki örneklerle karşılaştırılamayacak kadar yetersizdi.
2. Tesislerin baskı kapasiteleri ile kesme-koparma ve yapıştırma altyapıları uyumlu değildir. Genellikle elle yapılan ikinci işlemler yapılmaktadır. Bu durum , uluslararası piyasanın talep ettiği kaliteyi yaratmamaktadır.
3.Piyasada cam ev eşyası "mikro dalga laminasyon-odaklı kağıt-karton ambalaj" ile satılıyor. Ülkemizde mikro dalga üretimi ve laminasyon işlemleri gerektiği kadar olgunlaşmamıştır.
4.Türkiye'de kullanılan yapıştırıcıların kalitesizliği nedeniyle, özellikle tropikal iklimlere gönderilen ambalajlar dağılıyor; ciddi reklamasyonlara neden oluyor.
5.Genelinde ambalajın temel işlevi olan koruma, dayanıklılığı artırma, albeni yaratma açısından üretim düzeyi talepleri karşılayamıyor.
6.Şişecam Topluluğu'nun mikro-dalga malzeme üretmesi sorununu ivedilikle çözmesi gerekiyor.
7.Kurulmasını önerdiğimiz " yönlendirici depo" malzeme kalitesi, malzeme maliyeti, baskı, laminasyon işlemleri, kesme-koparma işlemleri, yapıştırıcı kalitesi, stoklama düzeni, dolumda otomasyon imkanları sağlayan "dip-kilitlenme" sorunlarını çözmeye odaklanmalıdır.
Önerilen " yönlendirici depo" benimsenmedi…Yatırım yapılması kararlaştırıldı. Erhan Aras'ın yönetiminde fizibilite çalışmalarına başladık.
Makine-donanım altyapısı: Şişecam Topluluğu'nun kendi iç talebi yeterli idi… Piyasaya da verilmesi durumunda bir "talep sorunu" olmadığı gözüküyordu. Başta Oktay Duran olmak üzere işin içinde yaşayan insanlarla görüşmeler yaparak makine-donanım seçiminde kritik unsurları kavramaya çalıştım.
Ciddi ambalaj dergilerine abone olduk. Planlama Müdürlüğü'nde yabancı dili iyi olan arkadaşlara kritik bilgileri çevirterek bilgi bazımızı artırdık.
Kesme-koparma makinelerinde Bobst bir numara idi… Katlama yapıştırma makinelerinde Jagenberg, Bobst ve yanlış anımsamıyorsam Omnia markaları öne çıkıyordu. UV lak makinelerinde Japor makineleri ucuzdu. Mikro-dalga oluklu malzeme üretimde bir İsviçre firması öne çıkmıştı… Bir seyahat daha düzenleyerek makineleri fabrikalarında gözledik. Üretici referans firmalarının adını aldı. Daha sonra şirkete danışmanlık yapan Fulda'daki Alman firmasının tesislerini gördük.
Bile bile lades. Dilimizde "bile bile lades" diye bir kavram var. Makine-donanımla ilgili araştırma sırasında "iyi derecede İngilizce bilmemenin acısını" yaşadım… Asitrade tesislerini gezerken, mikro-dalga makinesinin eninin dar olduğunun farkına vardım. Heyetteki arkadaşlara anlattım. Dili bize göre daha iyi olan arkadaş direndi. Sonunda o dar enli "kombine artığı" yaratan makine satın alındı. Fizibilitelerde bile bu yanlışlığın notu vardır. Eğer yabancı dilimi yeterli olsaydı, o yanlışlığı mutlaka önleyebileceğimi hep düşünmüşümdür.
Asıl önemli nokta Şişecam Topluluğu'nda tanıklık ettiğimiz yanlış bir tutumdu. Hem tesis kurulmaya karar verildi, hem de İcra Kurulu 12 milyon DM ödenek ayırmıştı… Kurmak isteğimiz tesisle ilgili makine-donamımda bütünleyici kapasite üzerine bir çalışma yaptım… Yatırım en azından 32ç milyon DM düzeyine ulaşıyordu. Proforma fatura bedelleri üzerinde yaptığım bu hesabı ilk fizibilite raporuna açık ve net biçimde not ettim.
Erhan Aras ile konuyu çok rahat konuşabiliyorduk. Biz ısrar edince, "… Genel Müdüre, ben 32 milyon DM yatırım önerisini götüremem. Bu ödeneğe göre çalışmaları başlatalım, sonra ödenek alırız" dedi… Çok sağlıklı tartışma mekanizmaları olmasına rağmen birimlerde yatırımı başlangıçta düşük gösterme, yatırım başladıktan sonra ödenek alma anlayışı yaygındı.
Yatırım ödeneğinin ölçeği konusunda bu "…bile bile lades" anlayışının tuzağına yakalanmamak için fizibilitelerde her aşamada yatırımın düşünülen ölçekte 32 milyon DM altına olmayacağı notunu net bir biçimde yazdım.
Japonya'ya neden gitmedim? Japonya'da makineleri incelemek için bir heyet oluşturuldu… O heyette adım vardı. Biletlerim de ayırılmıştı. Erhan Aras'a Japonya 'da yapılacak inceleme gezisine katılmayacağımı söyledim.
Bir gün sonra Osman Nuri Torun çağırdı, "Genel Müdüre senin duygusal tepki verdiğini söylemişler… Öfkelenmiş. Ortalıkla gözükme" dedi…
Hasan Orhon heyete dahil edildi… Japonya'ya gidildi. Fizibilite çalışmalarını yürüttüm ama çalışmaların içinde yer almadım. Erhan Aras'a, Remzi Ormancı'ya ve Osman Nuri Torun'a itirazlarımı hiçbir kaygının gölgesini düşürmeden anlattım. Tepkimin "duygusal" olmadığını, teknik olduğunu, ön-araştırmaları yapan insanlardan tesislere yönetici tayin edilmesinin yanlış bir tutum olduğunu, insanların kariyer için fizibilite değerlerini çarpıtabileceğini söyledim.
Emekli olduktan sonra Genel Müdürümüz Talat Orhon'u odamda ağırlıyordum. Ben konuyu açmadım ama kendisi bir açıklama yapmak ihtiyacı duymuş olmalı ki, " Kağıt-karton ambalaj fizibilitesi çalışmaları sırasında seninle ilgili beni ciddi biçimde yanılttılar. Şimdi işini ne kadar ciddiye aldığını, ne kadar samimi olarak kurum çıkarlarını gözettiğini daha iyi anladım. İnsanız, hepimiz yanılabiliyoruz" dedi… Kendisine, " Efendim ben olayı çoktan unuttum. Sizin genel tutumunuz içindeki pozitif unsurlar, o tür negatif tutumlarınızdan çok fazla. Bu genel dengeye bakarak size saygım hiç eksilmedi. Siz saygı uyandıran ve ilham veren bir yönetici oldunuz. Sizin zenginliğiniz bu. Siz sekreterden, şoförden, size muhtaç olanlardan istihbarat toplama basitliğini yapmadınız. Siz küçük işlerle çok fazla ilgili olmadınız. Küçük insani zaaflar herkeste olur" dedim. Talat Orhon, daha sonra yaptığımız söyleşilerde hayatın ince ayrıntılarına ilişkin çok özel durumları anlattı…
Fizibilite çalışmalarını Deniz Konrapa'nın desteği ile hiçbir şey olmamış gibi devam ettik… Sonuçta bütün belgelere itirazlarımızı net ediyorduk. Gariptir, arşivlerde yer alan bütün raporlarda açık notlar düşüldüğü halde kimseden tepki gelmiyordu.


Geceli-gündüzlü çalışmalarımızı yakından izleyen, aramın hiç de iyi olmadığı Finansman sorumlusu Genel Müdür Yardımcısı Türkay Ergun, Deniz Konrapa ile bana " Başkası olsa böylesi bir fikir ayrılığından sonra sizin gibi davranmanızı, kuruma olan bağlılık olduğunu biliyorum" diye dile getirmişti.


Geçmişin bu anılarını, bugünü yaşayanların bilmesinin, daha sağlıklı bir gelecek yaratmaya katkısı olur diye yazıyorum. Olayı ve olguyu birlikte yaşadığımız insanların çoğunluğu hayatta… Bir kez daha kendilerinden eksiklerimizi tamamlamalarını, yanlışları varsa düzeltmelerini istiyorum. Kimse, " Geçmişte kalmış olanları kaşımanın ne anlamı var?" diyen korkak ve ucuzcu anlayışa sığınmamalı. Hep birlikte yaptıklarımızın, yapamadıklarımızın hesabını gönüllü olarak vermeliyiz.
Bir sonraki yazıda IFC'nin fizibilite incelemesi ve teknik yardım anlaşmasına ilişkin gelişmeleri anlatacağım.

http://www.dunya.com/ sitesinden 15.07.2012 tarihinde yazdırılmıştır.

Yatırımlara 'yeni teşvik' dopingi

ANKARA - Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, teşvik sisteminin uygulamaya girdiği 19 Haziran'dan bu yana yeni teşvik belgesi müracaat sayısının 277'ye, toplam tutarının ise 3,2 milyar liraya ulaştığını belirterek, bu yatırımların 12 bin kişi civarında istihdam yaratmasını beklediklerini bildirdi.

Çağlayan, yaptığı yazılı açıklamada, yeni teşvik sisteminin Türkiye'nin istikrarlı ve sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayacağına işaret ederek, bu yılın ikinci yarısında büyümenin ilk yarıdan yüksek olmasını ve bunda da yatırımların önemli bir payı olmasını beklediklerini vurguladı.

"Türkiye, hem yerli hem de yabancı yatırımlar için güvenli bir limandır, biz şimdi bu limanın kapasitesini genişlettik ve onu daha da cazip hale getirdik" diyen Çağlayan, destekleme sınıfı açısından müracaatların 2,1 milyar lira tutarındaki 164 adedi bölgesel desteklerden, 857 milyon lira tutarındaki 111 adedi genel teşvik uygulamalarından ve 271 milyon lira tutarındaki 2 adedi büyük ölçekli yatırım desteklerinden yararlanacağını vurguladı.

Çağlayan, şunları kaydetti:


"2 adet büyük ölçekli yatırım desteklerinden yararlanacak projeler imalat sektöründe olup, bu projelerin incelemeleri tamamlanarak teşvik belgeleri düzenlenmiştir. Söz konusu 2 projede öngörülen istihdam 1.141 kişidir. 277 adet müracaatın 1,7 milyar lira tutarındaki 143 adedi imalat, 516 milyon lira tutarındaki 51 adedi hizmetler, 506 milyon lira tutarındaki 54 adedi tarımsal sanayi, 434 milyon lira tutarındaki 29 adedi ise enerji ve madencilik sektörlerinde gerçekleşmiştir. Başvurular göstermiştir ki yeni teşvik sistemi ile hedef adeta 12'den vuruldu, yatırımlara doping etkisi yaptı. Yatırım heyecanını yeniden alevlendirdi. Son aylarda Bakanlık olarak çok sayıda büyük yatırımcı ile görüşmelerimiz devam ediyor. Gelecek aylarda daha büyük yatırımlar bekliyoruz."

Yatırım teşvik sisteminin, Türkiye'nin diğer makroekonomik politikaları ile birlikte ele alınarak cari açığın düşürülmesi, ülkenin rekabet gücünün artırılması ve sürdürülebilir büyümenin yakalanması hedefleri doğrultusunda ve cari açığın iyileştirilmesi kapsamında benimsenen Girdi Tedarik Stratejisi (GİTES) ve İhracata Dönük Üretim Stratejisi çerçevesinde yeniden ele alındığına işaret eden Çağlayan, şöyle devam etti:

"19 Haziran 2012 tarihinde uygulanmaya konulan Yeni Teşvik Sistemi'nin 23 günlük uygulama sonuçları sistemin uyandırdığı ilginin bir göstergesidir. Yapılan yeni teşvik belgesi müracaat sayısı 277'ye, bu müracaatların toplam yatırım tutarı ise yaklaşık 3,2 milyar liraya ulaştı. Bu müracaatlarla öngörülen istihdam 12 bin kişi civarında olacaktır."
http://www.dunya.com/ sitesinden 15.07.2012 tarihinde yazdırılmıştır.

Dolar sanatı, sınır tanımıyor foto galerisi resim 1 - 10.07.2012

Dolar sanatı, sınır tanımıyor foto galerisi resim 1 - 10.07.2012

10 yılda 80 milyon euroluk destek

ANKARA - Avrupa Birliği Bakanlığı, "Avrupa Birliği'ne Entegrasyon Sürecini Destekleme Faaliyetleri Projesi" (SEI) kapsamında kamu kurum ve kuruluşlarına 80 milyon euroluk destek sağladı.

AB Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada Bakanlığın, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini hedefleyen müzakere sürecinin genel koordinasyonunu yürütmenin yanı sıra sürecin önemli aktörleri arasında yer alan kamu kurum ve kuruluşlarının AB ile ilgili yürüttüğü çalışmalara, faaliyetlere ve projelere teknik bilgi ve uzmanlık da sağladığı belirtildi.

Açıklamaya göre, söz konusu teknik desteğin en önemli araçlarından biri olan SEI, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gerçekleştirilen mali işbirliği çerçevesinde destekleniyor.

SEI'nin uygulamaya başlandığı 2002 yılından itibaren, kamu kurum ve kuruluşlarınca yürütülen üç yüzü aşkın çalışma ve faaliyete Avrupa Birliği Bakanlığı tarafından sağlanan desteğin büyüklüğü 80 milyon euro düzeyine ulaştı. Gelecek dönemde de yaklaşık 30 milyon euronun daha kurum ve kuruluşların istifadesine sunulması planlanıyor.

SEI kapsamında, kamu kurum ve kuruluşları tarafından tarım ve kırsal kalkınmadan ulaştırma ve haberleşmeye, adalet, yargı ve temel haklardan mali hizmetlere, çevreden enerjiye, sağlıktan sanayiye kadar pek çok alan ve sektörde yürütülen çalışmalara finansman desteği sağlanıyor.

Kamu kurum ve kuruluşları, AB projeleri için gereken dokümanları hazırlamanın yanı sıra fizibilite raporları, sektör durum ve ihtiyaç analizleri, eylem planları, seminer ve çalışma ziyaretleri ile insan kaynakları analizleri gibi çalışmalar için de SEI desteğine başvuruyor.

AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, konuya ilişkin açıklamasında, SEI kaynağının kamu kurum ve kuruluşları tarafından etkin olarak kullanıldığını belirterek, kamu kurum ve kuruluşlarının SEI projesini sahiplenmek adına gösterdikleri çaba ve yakın işbirliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

AB Bakanlığı tarafından SEI kaynağının kullanımını daha da yaygınlaştırmak amacıyla "SEI Rehberi", "İş Tanımı Hazırlama Rehberi" ve "Örnek SEI Uygulamaları" adı altında üç yeni yayının hazırlığının tamamlandığını ifade eden Bağış, bu çalışmaların kamu kurum ve kuruluşlarının Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde ortaya çıkan ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olacağını vurguladı.
http://www.dunya.com/ sitesinden 15.07.2012 tarihinde yazdırılmıştır.