13 Mart 2014 Perşembe

Rutherford atom modeli


Ernes Rutherford  tarafından 1911 yılında ortaya konan fiziksel model;
Arkasına film yerleştirilmiş bir altın tabakaya +2 yüklü alfa tanecikleri (He+2 )gönderilerek ışınların levhaya çarptıktan sonra izledikleri yollar çizilmiştir.
Rutherford yapmış olduğu deneyle atomun çapını çok küçük bir sapmayla hesaplamıştır.(22 bin alfa taneciğinden bir tanesi sapmıştır.) Sapmanın nedeni büyük bir olasılıkla o zamanlarda daha hassas bir ölçme yönteminin bulunmamış olmasıdır.
Rutherford atom modeli Güneş Sistemi'ne benzetilmektedir. Güneş, içi Gönderilen ışınların büyük bir bölümü levhadan doğrudan geçmiştir. Proton dolu bir çekirdeğe ve etrafında dönen gezegenler de elektronlara benzetilmiştir.
Deney sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

Öyleyse, atomda büyük boşluklar vardır.
·         Işınların küçük bir kısmının kırıldığı ve çok küçük bir kısmının yansıdığı görülmüştür: Öyleyse, atomda + (pozitif) yükler çekirdek adı verilen küçük bir hacimde toplanmıştır.
·         Atomda pozitif yük, kütle merkezinde çekirdek diye adlandırılan çok küçük bir hacimde toplanmıştır.
·         Atomda pozitif yüklü tanecikler kadar elektron, çekirdeğin etrafında bulunur ve atom hacminin büyük bir bölümünü elektronlar kaplar.

Rutherford atom modeli ile Modern Atom Teorisi ve Bohr atom modelinin temelleri atılmıştır.


 Atomun yapısı ile ilgili olarak Faraday, Thomson, Rutherford ve Bohr’un çıkarımlarını basitçe herkes işlemiştir. Bu çıkarımlardan hareketle atomu, çekirdekte nükleonlar ve çekirdek etrafında ise elektronların bulunduğu bir sistem şeklinde tarif etmek mümkündür. Çekirdekteki nükleonları, proton ve nötronlar oluşturur.
Nötronlar yüksüz, protonların ise “pozitif (+) yüklü”dür. Protonların pozitif yüklü olması dolayısıyla çekirdek de pozitif yüklü olur. Nükleonların bir arada bulunuşlarında kütle ve elektriksel çekim kuvveti etkilidir.Proton ve nötron içi yük dağılımı, proton ve nötronu oluşturan daha alt taneciklerden dolayı tam simetrik değildir. Bu durum ise protonlar ve nötronlar arasında çekim etkileri meydana gelmesine neden olur.

Işığı araştıran bilim insanları ışığın yapısı ve özellikleriyle ilgili iki farklı model ortaya sürmüşler ve bu modelleri savunmuşlardır. Bilim insanlarının birçoğu ışığın dalga modeli ile dağıldığını, diğer bilim insanları ise ışığın tanecik modeli ile yayıldığını ortaya atmıştır. Işığın tanecikler hâlinde yayıldığını ilk olarak ortaya atan Newton’dur. Hollandalı fizikçi ve astronom (Gök bilimci) Christian Huygens (Kristın Huygıns), 1678 yılında yani Newton hayatta iken ışık kaynaklarının çok yüksek frekanslı titreşimler meydana getirdiğini ve bu titreşimlerin saydam ortamlarda dalgalar
hâlinde yayıldığını ileri sürdü.

Işık, elektromanyetik ışımanın gözle görülen bölümüdür. Elektromanyetik ışımanın hem dalga hem de parçacık yapısında olma özelliği
vardır. Elektromanyetik ışımanın dalga kuramı, gözlenen pek çok özelliği açıklar. CD üzerinde ışığın kırılması ile görülen gökkuşağı renkleri,
elektromanyetik ışımanın dalga girişimine örnek teşkil eder. Işıma enerjisinin parçacık özelliği için Max Planck (Maks Plank,1858-1947) tarafından kuantum kuramı önerilmiş, enerjinin ancak belli bir büyüklük hâlinde alınıp verilebileceği belirtilmiştir. Belli bir büyüklük hâlinde alınıp verilebilen bu enerjiye kuantum, ışıma enerjisine ise kuantlanmış enerji denir.


10 Mart 2014 Pazartesi

YENİ DÜNYA DÜZENİ VE KLEPTOKRASİ

Biraz araştırınca görüyorsunuz ki düzen değişse de düzülen değişmiyor.
Ülkelere göre farklılık sadece düzülmek isteyen insanların kendi düzenleri ile beklentileri ile doğru orantılı...
İnternetten araştırın,Çeşit çeşit ülke yönetimi var: Demokrasi, monarşi, oligarşi, vs... Bu terminolojiye bir yenisi eklenmiş: “Kleptokrasi...” 
Bizim ülkemizdeki bunlardan hiçbiri değil.
Bizimki, Başbakan’ın açıkladığı ve bildiğiniz gibi “İleri Demokrasi...”Bizim ülkemizdeki yönetim biçimiyle yakından uzaktan hiçbir ilgisi olmayan şu “Kleptokrasi”yi biraz açmak istiyorum.
Hastalık olarak 
Malum, “Kleptomani” sözcüğü hırsızlığı anatan bir tür hastalıktır. Ruh doktorları, kleptomaniyi “çalma dürtüsünün denetlenememesi” olarak açıklar.
Kleptomanlar, daha çok gereksinme duyulmayan nesneleri çalmayayöneliktirler. O nedenle özellikle geri kalmış toplumlarda zengin çalarsa“kleptomani”, yoksul çalarsa “hırsızlık” denir...
Kleptomani, tedavisi olan bir hastalıktır. Ölümcül değildir. Hasta tedavi olduktan sonra normal yaşama dönebilir. Tedaviyi kabul etmezse, yaşamının sonuna dek çalmaya devam eder, çocuklarını da, yakın çevresini de çalmaya teşvik eder...
Yönetim biçimi olarak 
Gelelim yönetim biçimi olarak “Kleptokrasi”ye...
Kleptokrasi, halkın kendi hırsızını kendi oylarıyla seçmesidir. Bu yönetim biçimi üzerine biraz araştırma yaptım. İşte bulduklarım
Vikipedi, Özgür Ansiklopedi’ye göre: “Kleptokrasi, bir ülkede iktidarı elegeçiren bir ailenin ya da siyasal grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak soyması demektir ve kısaca Hırsızlar rejimi anlamına gelir. Demokrasinin bütün kurumlarıyla yerleşmediği ülkelerde görülen bu durum, o ülkelerin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri olmaktadır.”
Bu tür bir yönetimn sonuçları ise şöyle belirleniyor:
“Hırsızlar rejiminin egemen olduğu bir ülkede, yerli sanayi ve tarımsal üretim zayıflar ve iç pazar büyük sermaye gruplarına açılır. Siyasal alanda da insan haklarını çiğneyen, baskıcı bir yönetim kendini gösterir (düşük ücretler, rüşvetsiz iş yapmayan bir bürokrasi vb). Etnikmilliyetçiliği, ırkçılığı ya da dini kullanarak geniş kitleleri yönlendirmeleri, bu tür yönetimlerin en karakteristik özellikleri arasındadır.”
Yolsuzluk karşıtı çalışmalarıyla tanınan Almanya merkezli NGOTransparency International örgütü, 2004 başlarında şu bilgileri veren bir rapor yayımladı:
Dünyadan örnekler
Bizim ülkemizde asla olmayacak bu yönetim biçimine yazık ki dünyada sık rastlanıyor. Yolsuzluk karşıtı çalışmalar yapan NGO Tranparency International (STK Uluslararası Saydamlık) Örgütü 2004 raporunda şu örnekleri vermiş:
Eski Endenozya Devlet Başkanı Suharto (15 milyar ile 35 milyar dolar arası).
Eski Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos (5 milyar- 10 milyar dolar arası). Eski Zaire (bugünkü Kongo) Devlet Başkanı Mobutu Sese Seko (5 milyar dolar).
Eski Nijerya Devlet Başkanı Sani Abacha (2 milyar - 5 milyar dolar).
Eski Yugoslavya ve Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloševic (1 milyar dolar).
Eski Haiti Devlet Başkanı Jean-Claude Duvalier (300 milyon -800 milyon dolar).
Eski Peru Devlet Başkanı Alberto Fujimori (600 milyon dolar).
Eski Ukrayna Başbakanı Pavlo Lazarenko (114 milyon- 200 milyondolar).
Eski Nikaragua Devlet Başkanı Arnoldo Alemán (100 milyon dolar).
Eski Filipinler Devlet Başkanı Joseph Estrada (78 milyon-80 milyon dolar).
Çok şükür ki biz de sadece zekat dağıtanlar var...

28 Şubat 2014 Cuma

RÖNESANS(RENAİSSANCE) AYDINLANMA


Musevi ruhban/hahamlar, Musevi dinini yozlaştırarak halkı kandırmaya başlamışlar ve her şeyi kendi yararlarına dönüştürmüşlerdir. Musevi bir haham olan Hz.İsa buna isyan ederek İseviliği oluşturmuştur. Hz.İsa'nın ölümü ile İsevi ruhban Anadolu'ya, Roma'ya (Petrus) yayılmıştır. Hz.İsa'nın ölümünden 70-90 yıl sonra Markos, Luka, Yuhanna, 3 ayrı incil yazmış; MS 180. yılda da İrenaeus 4. incili yazmıştır. Bunların hiç biri vahiy değildir.Papalık Vahyi reddeder. Hıristiyanlıkta vahiy meşkuktur(şüpheli ). Zamanla Hıristiyan ruhban sayısı aynı süre içinde 10.000 binleri, bugüne dek toplam on milyonları geçmiştir. Bunlar, İseviliği orijinalinden, İncil'den uzaklaştırarak kendi düşünce ve özellikle yararları yönünde bir Hıristiyanlık oluşturmuşlardır. Öyle ki günah affeden (sanki Allah'lar), kralları bile aforoz eden, tüm mahkemelerin sahibi, binlerce bilim, sanat adamını idam eden kapkaranlık bir dönem/çağ yaşatmışlardır. Musevi ve İsevi ruhbanın dinlerini kendi lehlerine yozlaştırmaları nedeniyle, Kuran, İSLAMİYET'TE RUHBANI YASAKLAMIŞTIR. Resul (SAV)de bir çok hadisinde ruhbanı şiddetle yasaklamıştır. Bu kesin yasağa karşın en çok ruhban/ulema! Müslüman dünyasındadır ve sayıları sadece 21. yüzyılda milyonları bulmuştur. Toplamda on milyonları çoktan geçmiştir. Özellikle Sünni ruhban, Haham ve papazlardan da bin beter biçimde Kuran'la ilişkisi olmayan kendi düşünce ve yararları doğrultusunda bir Müslümanlık oluşturmuştur; özellikle de Türkiye'de. Hıristiyanlığın en karanlık çağı olan Ortaçağın sonlarında bazı papazlar Hıristiyan ruhbanın yalanına, halkı kandırmasına, zulmüne isyan ederek İseviliğin özüne dönülmesi, halkın incili aracısız okuyup anlaması için anadillerine çevirmeye başlamışlardır. İktidara sahip zulümcü Ruhban buna çok kızarak çevirileri yapanları aforoz edip çeviri İncilleri yok etmeye çalışmışlardır. Şimdiki Müslüman! ruhbanın Kuran’ı anadilde özellikle namazda okunmasını yasakladıkları, gece gündüz anlamadan Arapça okuyup okuttukları gibi. Ancak Martin Luhter ve benzerleri İtalya, İspanya, İngiltere, Fransa, Almanya'da ruhbana şiddetle karşı çıkıp incilin halk tarafından okunup anlaşılması için anadillerine çevirdikleri İncillerle Hıristiyanlığın orijinaline dönüşü sağlamışlardır. Bunların sonucunda da Katolikliğe ek olarak Protestan ve Ortodoks mezhepleri oluşmuştur. Halkın İncili doğrudan okuması ile, ruhbanlarının yalanlarını görmüş ve onların kulları olmaktan kurtulmaya başlamışlardır. Bu da aklı kullanmayı, RÖNESANSI ve AYDINLANMAYI sağlamıştır. Müslüman dünyası ABD'nin komünizme karşı oluşturmaya çalıştığı yeşil kuşak* ve Humeyni ile Hıristiyan Orta çağını yaşamaya başlamıştır. 21. yüzyılda da doruk noktasını yaşamaktadır. * (1950'ler sonrası, Türkiye, Irak, İran, Afganistan, Pakistan) Müslüman dünyasının Rönesans ve aydınlanmasını Atatürk başlatmıştı. Ancak gerçekleştirmesi için ömrü yetmedi. Etkilerini silmek için de iç ve dış, İslam ve Türk düşmanları el birliği ile uğraşmaktadırlar.Bugün de bu sürüp gitmektedir…

25 Şubat 2014 Salı

KARŞIYAKA’NIN SORUNLARINI KARŞIYAKALI BİLİR!


-karsiyakanin-sorunlarini--karsiyakali-bilir
DSP Karşıyaka Belediye Başkanı Adayı Muzaffer DÖNMEZ Karşıyaka'nın sorunları ve adaylığa talip olmasının nedenlerini özetledi:
25 Şubat 2014 Salı 21:15
               
Türkiye’nin en güzel ilçeleri’nden birinin bilinen nedenlerden ötürü hep geri kalması,kısır çekişmelerle
gerilemesi bizlere taşın altına elimizi değil gövdemizi koymamızın zamanının gelip geçmekte olduğunu gösterdi.
Bilindiği gibi en büyük sorunlarımız altyapı yetersizlikleri(su baskınları,kötü kokular,kanalizasyon),enerji sıkıntıları,yaşlılarımızın ,engelli kardeşlerimizin,hanımlarımızın ve gençlerimizin sorunları…
Bunların dışında esnafımızın,iş sahiplerimizin,çalışanlarımızın ve işsizlerimizin sorunlarını da unutmamak lazım.
İlçeyi siz de benim kadar iyi biliyorsunuz,popülizm adına sadece makyajlarla sorunların bugününü ve yarınını görmezden gelmek daha büyük sorunları davet etmektedir…
Dün,başka İllerden İl’imize İlçemize değişik gerekçelerle insanlar gelirken(çalışmak,öğrenim,gezmek vb.) bugün tam tersi olmuş ve insanlarımız çalışmak için bile komşu illere gider olmuştur.
TÜİK’in istatistiklerinde İller bazında en fazla işsizlik,aile içi şiddet ve intihar oranlarında başı çekmeye başladık.Bunda Hükümetlerin olduğu kadar Yerel Yönetimlerinde sorumluluğu var…
İşte bunun için ekibimle birlikte bu ilçenin yönetimine talibim.Kimse ile kavgalı olmadan işimize bakacağız.
Bir taraftan başlanmış olan “Kentsel Dönüşüm” çalışmalarını kontrollü olarak sürdürürken bir taraftan da 
İlçemizin önümüzdeki 10 yılını planlamaya çalışacağız…
Projelerimiz,çocuklarımız,gençlerimiz,hanımlarımız,yaşlılarımız,engellilerimiz adına sürdürülebilirlik mantığı ve çevreci projelerle vücut bulacaktır.
Bu ilçe’nin üst yapı kadar enerji,su,kanalizasyon,yeşil çevre,otopark,ulaşım,sağlık,eğitim konuları belirli takvimlerle hem Belediye hem de diğer kurumlarla kavga etmeden halk yararına çözümlenecektir.
Taş döşemek ve Minyatür Parklar açmak ne işsizlerimizin ne de çalışanlarımızın geleceğine katma değer sağlamamaktadır.
Karşıyaka hak ettiklerini bizim emeklerimizle tekrar kazanacak,ticaret canlanacak,yüzler tekrar gülecektir.
Gençlerimiz çalışmak için başka şehirlere gitmek zorunda kalmayacak ve 35 ½ ‘li olmanın gururunu sadece Türkiye de değil Avrupa da da taşıyacaktır.
Doğaldır ki elimizde sihirli değnek yok.Bugün başlayıp yarın bütün sorunları çözemeyeceğiz.
Ancak,bugünden başlayarak yarınlara bu adımları atmayacak olursak Karşıyaka önümüzdeki yıllarda kesinlikle içinden çıkılamaz sorunlarla boğuşmak zorunda kalacak ve yaşanılmaz hale gelecektir.
Bunları bildiğimiz için ,bunları gördüğümüz için bu göreve hazırız,geliyoruz!
Saygılarımla
Muzaffer DÖNMEZ
DSP Karşıyaka Belediye Başkan Adayı
                                          GELECEK İÇİN DOĞRU ADAYI SEÇİN,
                            HAYDİ KARŞIYAKALIM,SANDIĞA GİT-OYUNA SAHİP ÇIK!


19 Şubat 2014 Çarşamba

DSP İZMİR BELEDİYE BAŞKAN ADAYIMIZLARIMIZ

DSP İZMİR BELEDİYE BAŞKAN ADAYIMIZLARIMIZ

dsp-izmir-belediye-baskan-adayimizlarimiz
Başta Partimizin Genel Başkanı Sayın Dr. Masum TÜRKER olmak üzere tüm DSP'li arkadaşlarımıza ve DSP'ye gönül vermiş olanlara , bu adaylığı bize layık görenlere ve geceli-gündüzlü çalışarak,hiç bir fedakarlıktan kaçınmayan arkadaşlarımıza teşekkürü bir borç bilirim. DSP tüm kavgalardan uzak,sadece görev bilinci ile çalışmalarını yürütecek adaylarla hak ettiği günlere tekrar gelecek ve halkımıza gerçek hizmeti koşulsuz ve ayrımsız olarak herkese eşit olarak sunacaktır. Saygılarımla Muzaffer DÖNMEZ DSP İzmir-Karşıyaka Belediye Başkan Adayı
19 Şubat 2014 Çarşamba 10:46
DSP İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKAN ADAYIMIZ; SELÇUK KARAKÜLÇE DSP İZMİR İLÇE BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARIMIZ; ALİAĞA HAKKI ÜLKÜ BALÇOVA SEMRA AKSAKAL BAYRAKLI HÜSEYİN ASLAN BEYDAĞ ÜMİT ÇAKIR BORNOVA KEMAL CEM PÜLTEN BUCA HASAN AYKAN ÇETİN ÇİĞLİ SIDDIK SOYSAL DİKİLİ YUSUF ALTIPARMAK FOÇA OSMAN MERT GÜZELBAHÇE ERTAN AVKIRAN KARŞIYAKA MUZAFFER DÖNMEZ KEMALPAŞA HALİL İBRAHİM DEĞİRMENCİ KİRAZ ERKAN TEK KONAK HAKAN TARTAN MENDERES ARİF EKTİ MENEMEN MUSTAFA SEVİŞ ÖDEMİŞ BÜLENT SARI SELÇUK HÜSEYİN KİREÇ TORBALI İBRAHİM ÖZ URLA SELÇUK KARAOSMANOĞLU
U