Muhasebe sınavı: Soru: Kasa sayımında 100bin tl eksik çıkmıştır. bunu büyük defterde muhasebeleştiriniz. Cevap: Tekrar sayın, eksik çıkmaması lazım. Soru: Calculus´u kim bulmustur? Cevap: Adams calculus Soru: Maki nedir? Cevap: Akdenizde yaşayan kısa boylu cüceler Çılgın felsefe hocası 100 puanlık tek soruyu yanındaki sandalyeyi göstererek sorar: - Bana bu sandalyenin var olmadığını kanıtlayın! 100 puan alan tek kişinin cevabı ise sadece şudur: - Hangi sandalye Soru: Ormanların faydalarını sayınız. Cevap: Ormanların faydaları saymakla bitmez. Sonuç: Tam not Soru: Ahmet Haşim´in en ünlü eserlerinin toplandığı eserin adı nedir Cevap: Best of Ahmet HaşimSoru:Mondros´u açıklayınız. Cevap: Mondros kim? Soru:İneğin midesi kaç bölümdür? Cevap: İki oda, bir salon, bir mutfak Soru: Koşma nedir? Cevap: Yürümenin hızlı şekline koşma denir. Soru: Canlıların en küçüğüne ne ad verilir? Cevap:Bebek Soru: Kasabayı kim yönetir? Cevap: Şerif ve adamları Soru: Mübarek geceler hangileridir, yazınız. Cevap: Kına, gerdek ve dolunay gecesi Soru: What is your mother´s telephone number? Cevap: Annemin telefonunu veremem. İlkokul 3. sınıf, sınıfa müfettiş gelmiştir. Soru: İsa kimdir? Cevap: geçen sene bizim sınıftaydı, artık gelmiyo. Soru: Dört büyük kitabın adını yazınız. Cevap: 1- Ansiklopedi, 2- Sözlük, 3- Kolej Sınav Kitabı, 4- Kalın Roman Kitaplar Soru: İnsanları hayvanlardan ayıran temel özellikler nelerdir? Cevap: İnsanların hayvanlardan çok derdi olması. Soru: Trafik polisinin görevleri nelerdir? Cevap: 1- Rüşvet almak, 2- Ceza kesmek, 3-Travestileri kovalamak Soru: Asgari ücret nedir? Cevap: Askerlik şubesinde verilen ücrettir. Soru: Ege Bölgesi neden girintili çıkıntılıdır? Cevap: Türkiye nin en kıvrak bölgesi olduğu için. Soru: Devletin kuruluş amacı nedir? Cevap: Devlet bazı insanların hususi büyük işlerini yapmak için kurulmuştur. Soru: Canlıların ortak özellikleri nelerdir? Cevap: Yol, su, camii, mezarlık.
http://www.ufuktarhan.com/gunluk_detay.asp?id=369
Davranışlarımızın iki önemli ayağı vardır: Bilişsel ayak ve duygusal ayak. Bilişsel ayak, bir konu hakkında bildiklerimizden oluşur. Duygusal ayak ise, bir konu hakkında hissettiklerimizden oluşur. Davranışlarımız, bu her iki ayak üzerinde geliştiği için, ikisinin de önemi vardır. Örneğin, ´internetten bilgi almak´ konusunda, bildiklerim ´bu konunun hızlı ve her yere ulaşan bilgi alma yolu´ olarak olumludur. Ancak, hissettiklerim, ´ya yapamazsam?´ biçiminde bir korku olursa, internet konusunda isteksiz bir davranış ortaya çıkar. Bu davranış, özellikle eski alışkanlıklarını bırakıp yeni alışkanlıklar kazanmak zorunda kalan eski kuşaklar için söz konusu olmuş, buna karşı önlemler aranmıştır. Beslenme biçiminde diyet yapan birisi için şöyle bir davranış örneği verilebilir: ´Şimdi şu yiyecekleri yememem gerekiyor, bunlar diyet listemde yok´. Ama, aynı zamanda ´canım da şunları yemeyi çok istiyor´ gibi güçlü bir istek duyabilir. Bu durumda ortaya ya ´ biraz yersem bir şey olmaz´ gibi ortalama bir davranış çıkar, ya da ´ bu isteğimi bastırıp diyetimi sürdüreyim´ diyen bir kaçınma davranışı görülür. Onun için de, ´çok istekle yaptığımız´, ´isteksiz yaptığımız´, ´yapmaktan kaçındığımız´ davranışlarda ´bilişsel ayağımız´ ile ´duygusal ayağımızın neler söylediğine kulak verirsek, ayaklarımızın uyumunu ya da uyumsuzluğunu daha iyi anlarız.Yukarıdaki verilen 2 örnek aynı zamanda iş ve sosyal yaşandımızda sıklıkla karşılaştığımız bir durumdur.Bu ve buna benzer gelgitler yaşantımızı genellikle olumsuz yönde etkilemektedir.
http://www.ufuktarhan.com/gunluk_detay.asp?id=370
Günde binlerce kez etkileşim içindeyiz. Bazen bir saniye bazen dakikalarca sürüyor bu etkileşim. İşte, trafikte, ailede, okulda kısa yada uzun etkileşimlerimiz var. Bu anlar varoluş anlarıdır. • Dinlerken eşlerin oturma durumu a- Yakın (yeni evli ya da nişanlı ya da flört)b- Normal (Birkaç yıllık evli)c- Uzak ( on, on beş yıllık evli) Nedir bu duruma getiren. “Hiç kimse hayatı birbirimize zehir edelim diye evlenmemiştir.”Mesajlarınızdan sorumluluk alın.Yüz ifadenizin sorumluluğunu alın.Oluşturduğunuz ortamın sorumluluğunu alın. Çünkü kişiler oluşturdukları ortamla da size masaj verirler. (Alsancak da kaldırımda yürürken ne mesaj alıyorum, New York da yürürken ne mesaj alıyorum).1- KORKU VE DENETİM KÜLTÜRÜ: Kimin dediği olacak kavgası var. Güç kimdeyse onun dediği olur. Bilinç güce odaklanır.İlişkilerde eşitlik yok. Asık surat : benden korkun . Konuşma sana konuş dedim mi?Ne derler etkindir. Çevrenin ne dediği çok önemlidir. Kaynanam ne der? Babam ne der? Komşum ne der?Patronum ne der?Ölmüşsünüz kabrinizin başındasınız “Bu yaşantım kendi hayatım mıydı, yoksa başkalarının benden beklediği hayat mıydı?” Aile kuruldu çocuk nerede en altta.A sınıfı en üstte ve en üstün olanB sınıfı ortada (A ya bakınca yağcı olur, C ye bakınca zalim olur. Yukarıya ne kadar yağcıysa aşağıya o kadar zalim olur.C sınıfı en altta “Çocuklarınızın korkularına değil akıllarına ve vicdanlarına konuşun.”2- İLKE VE DEĞERLER KÜLTÜRÜ ( VAROLUŞ KÜLTÜRÜ)Bilinç doğru olanın yapılmasına odaklanır. Değer parayla satın alınamayan şeydir. A) Mutlu olmak için bir aradayızB) Sürekli iletişim içindeyizC) 5 var oluş boyutunun farkındayızD) Doğru olanı yapmalıyız.BEŞ VAROLUŞ BOYUTU1- BEN VAR MIYIM? Tanınmak, dikkate alınmak,adam yerine konulmak isteriz. İnsanlardan devamlı sen varsın yada yoksun mesajı alırız. “Ben varım mücadelesi”• Çocuk televizyonun önüne duruyor ve ellerini kaldırıyor neden?• Gazete okuyorsunuz. Çocuk geliyor gazetenize alttan vuruyor. Ne demek istiyor?• Çocuk bir yerden bir yere atlıyor ona göre muazzam olan bir iş yapmış ve “Anne! Anne!” diye yaptığı bu alayı anlatıyor ama cevap veren yok ne hisseder?• Eşin akşama kadar uğraşmış ve muazzam bir yemek yapmış. “Nerede annemin yemekleri?” De bakalım ne oluyor.2- KABUL EDİLİYOR MUYUM? Beni olduğum gibi kabul ediyor musun? Ben doğal mıyım? Ben de bir bozukluk var mı?• Lakaplar sizde bir bozukluk var demektir. Leylek gibi boyunla ne arıyorsun en arkaya geç. (boyunun uzunluğu problemli)Doğru dürüst yürü lan (yürüyüşün problemli) Ne güzel yürüyüşün var? Bayıldım yürüyüşüne• Mutlaka sen de bir problem var mesajını vermemiz lazım yoksa rahat edemeyiz.Ne biçim öksürüyorsun öyle?3- SEVİLİYOR MUYUM? Ben özlenir miyim? Benimle konuşmak ister misiniz? • Adam eve giriyor. Kadın bulaşık yıkıyor. Adamdan da kadından da ses yok.• “Amcası oğlum hep aferin alıyor biz de çok seviniyoruz ve onu da çok seviyoruz. (koşullu)• Nur köyü ve Köylü anamız; göbekli ve sümüklü çocuğuna seslenirken: “Göbeklim, sümüklüm, canım. Gel seni bir öpeyim.4- DEĞERLİ MİYİM? Kendinden daha büyük bir bütünün parçası olmak Aile, iş yeri, gibi• Heres oturmadan yemeğe başlanmaz.(Biz bir aileyiz bilinci vermek için)Dört yaşındaki Kemal banyoda elini yıkar. Herkes Kemal´i bekliyor. Kendini değerli hisseder mi?• Aile toplantısı yapın ve herkesin toplantıda söz hakkı olsun.(Haftalık ya da aylık)• Sınıfta öğrencinin biri yok. Öğretmen telefon ediyor. Başka bir öğretmen onun yokluğunun farkına bile varmıyor. Arkadaşları ziyaret ediyor o öğrenci ne hisseder?• Bir şirket ki ne oldu hastaydın? diye soruluyor. Patron işçilerini gördüğünde hal hatır soruyor. Çocuklarının, eşinin nasıl olduğunu soruyor...Bir şirket ki gelmedi diye bir daha böyle yaparsan koyarız kapının önüne beklemeyen yüzlerce insan var girmek için. Çalışın, yoksa gidin diye tehdide maruzlar.5- YAPABİLİR MİYİM? Siz ona güvenirseniz oda kendine güven duygusu kazanır.• Anne tabakları ben getireyim mi? Dokunma kırarsın. Kırmam valla! (ama kırar diyorsanız; eğitim zayiatı sayın)İletişim kısaca böyle bir şey….Muzaffer.donmez@gmail.com
http://www.ufuktarhan.com/gunluk_detay.asp?id=336
Büyük bir bilim adamına, yetişmesindeki en büyük etkenlerin neler olduğunu sormuşlar. Bilim adamı, Annem," demiş. "Annem, okuldan döndüğüm her gün, ´Bugün güzel bir soru sordun mu?´ derdi. Beni yetiştiren en önemli etken budur." Soru sormak zekanın işlerliğidir. Eğer soru sormayı durdurursanız, soru sormaya izin vermezseniz o ortamda zeka işlerlik kazanamaz, kişilik gelişemez. Sorusu olmayan, hep yanıtı olan bir kültür geri kalmış kültürdür. Çocuklar çok soru sorarlar. 3-4 yaşından başlayarak bıktırıncaya kadar soru sorarlar. Dünyayı keşfetmek, olan biteni anlamak canlı algılarının hedefidir. Algılarıyla zenginleşen dikkatleri belleklerini oluşturur, sonra da, "Neden öyle olmus?", "Bu niçin böyle?" diye muhakeme temelini ararlar. Onları yanıtlamazsanız, araştırmazsanız, susturursanız, durdurursanız bir süre sonra gerçekten susarlar, susmanın rahat etmek olduğunu öğrenirler. Siz rahat edersiniz, çocuğun zekası da engellenmeyi öğrenir.Soru sormak basit bir zihinsel işlem değildir. Soru sormak;1- Cesaret, 2-Merak, 3- Kararlılık, 4- Sonucu göğüsleyen bir direnç gerektirir. Eğer bütün bunlara sahip değilseniz, soru soramazsınız,yapacağınız iş de yanıtları dinlemek olur. Bizler neleri merak ederiz, sorarız?Bilgisayarların yeni kullanılmaya başlandığı döneme ilişkin bir anekdot vardı: Bütün milletlerin temsilcileri bilgisayarın karşısına geçmişler, soru soruyorlar. Bilgisayar da kısa ve yoğun bir işlemden sonra soruyu yanıtlıyor. Bizim temsilcimize sıra gelince sorusunu soruyor: "Ne var, ne yok?" Bilgisayardan bir süre işlem yapıldığına ilişkin sesler geliyor ama bir türlü yanıt gelmiyor, sonunda elektrik şerareleri ve dumanlar içinde kalan gereç iflas bayrağını çekiyor. Gerçekten, ne demektir. "Ne var, ne yok?" Bu aslında bir soru değildir, bir dolgu konuşmadır. Karşılaştığımız zaman birbirimize sorduğumuz soruların çoğu da basmakalıptır ve anlamsızdır. Ne yapıyorsun? (Anlamsız bir sorudur, soruyu soran karşısındakinin ne yaptığını çok iyi bilmektedir). Nasıl gidiyor? (bu sorunun da belirgin bir hedefi yoktur, öyle laf olsun diye sorulmuştur, karşısındaki de belirsiz bir el işareti yaparak "ne olsun" gibi, "idare eder" gibi doğru yanıtlar verir.İşler ne alemde? (Bu soruyla da hangi işlerin kastedildiği belli değildir, öylesine sorulmuştur. Yanıt da aynı yüzeysellikte olur). Sorduğumuz sorular genel olarak kişiseldir ya da kişilerin özel hayatlarına duyulan merakın ürünüdür.Birisiyle karşılaşıldığı zaman sorulan "Nerelisin?", "Kimlerdensin?", "Ne iş yaparsın?", "Nerede oturuyorsun?", "Evli misin?", "Çocuk var mı?", "Çocuklar iyi okuyor mu?" gibi soruların tümü de güvenlik soruşturmasıdır.Bu sorularla karşısındakinin güvenilir olup olmadığı araştırılır. Çevreyle ilgili sorular da kişilerin ne yapıp yapmadığı, ne alıp almadığı, nelere sahip olduğu türünden dedikodu sınıfına giren merak sorularıdır. Çocuklara sorulan sorular da sağlığın ve çocuklara değer vermemenin göstergesi değil midir? -Anneni mi seviyorsun, babanı mı? -Bizim çocuğumuz olur musun? -Kazağını bana verir misin? Çocuk biraz büyükse "okulu ve dersleri" sorulur. Bu soru tipleri gerçekte "soran bir ilgi"yi göstermez.Bilimle, kültürle, sanatla ilgili merak soruları ancak bu konularla gerçekten ilgili olanların bir bölümünde görülür. O Çevrelerin de önemli bir bölümünün soruları değil, başkalarına aktarılması gereken yanıtları vardır. Soru sormayı eğitiminize koyabildiğimiz zaman eğitimimiz başlamış olacaktır. Soru sormayı kültürünüze sindirdiğiniz zaman uygarlık yoluna girmiş olacaksınız.Yoksa,birileri anlatır,siz de dinlersiniz… İyi bir sorunuz var mı?
http://www.ufuktarhan.com/gunluk_detay.asp?id=337
DIŞA DÖNÜK-KONUŞKAN-İYİMSERPOPÜLER OPTİMİSTİN DUYGULARICana yakın kişilikKonuşkan,öykücüİyi espiri yeteneğiNeşe kaynağıRenkleri iyi hatırlamaDinleyicileri elinde tutabilme yeteneğiHisli ve duygularını gösterenŞevkli ve canlıNeşeli ve coşkuluMeraklıİyi rol yapabilme yeteneğiAçıkgöz ve masumBugünü yaşamaDeğişken ruh haliİçtenlikÇocuk ruhlulukANA BABA OLARAK POPÜLER OPTİMİSTLEREvde eğlenceli ortamlar yaratırlarÇocuklarının arkadaşları tarafından sevilirKötü olayları eğlenceli taraflarıyla görürlerEğlence konusunda liderdirlerİŞ YAŞAMINDAKİ DURUMLARIİşler için gönüllülükYeni şeyler düşünüp üretebilme yeteneğiHer zaman iyi görünümYaratıcılık ve renkli fikirlerEnerjik ve istekli olmakBaşladığı işe dört elle sarılmakDiğerlerinin katılımını sağlamakDiğerlerini işe güdülemekARKADAŞLIK İLİŞKİLERİKolayca iletişim kurabilirİnsanları severlerÖvüldüğünde güdülenirlerHeyecan vericidirDiğerleri tarafından gıptayla karşılanırlarKin beslemezlerÇabuk özür dilerSıkıcı anları engelleyebilirSpontane etkinlikleri severMELANKOLİKLERİN KARAKTER ÖZELLİKLERİİÇE DÖNÜK-DÜŞÜNCELİ-KARAMSARDUYGULARIDerin ve düşünceliAnalitik ,çözümselCiddi ve amaçlıDahi özellikli Yetenekli ve yaratıcıArtistik ve ahenkliFilozofik ve şiirselGüzelliğin değerini bilenBaşkalarına karşı duyarlıDürüst ve vicdan sahibiFedakarİdealistANA BABA OLARAK MELANKOLİKLERYüksek standartları vardırHer şeyin doğru olarak yapılmasını isterlerEvleri her zaman düzenlidirDiğerlerinin isteklerini kendininkilerden üstün tutarlarYetenekleri ve bilgi edinmeyi cesaretlendirirİŞ YAŞAMINDAKİ DURUMLARIProgramlıYüksek standartlı ve mükemmeliyetçiDetaycıDüzenli ve organize olmuşTemiz ve derli topluEkonomikSorunları görenYaratıcı çözümler bulanBaşladığı işi bitirenListeleri,grafikleri,figürleri ve planları sevenARKADAŞLIK İLİŞKİLERİArkadaşlarını itina ile seçerArka planda kalmayı yeğlerDikkat çekmeyi sevmezGüvenilir ve bağlıdırŞikayetleri dinlerDiğerlerinin sorunlarına çözümler bulurDiğer insanlarla gerçekten ilgilenirŞefkatle göz yaşlarına boğulurİdeal eşi ararGÜÇLÜ KLORİKLERİN KARAKTER ÖZELLİKLERİ DIŞA DÖNÜK-YAPICI-İYİMSER DUYGULARI Lider doğarDinamik ve aktiftirDeğişime zorunlu olarak ihtiyacı vardırYanlışları düzeltmek zorunda hissederlerKararlıdır ve güçlü istekleri vardır DuygusuzdurKolaylıkla hayal kırıklığına uğramazBağımsızdır ve kendine yeterKendisine güveni her halinden bellidirElinden her iş gelirANA BABA OLARAK GÜÇLÜ KLORİKLERDoğru ve haklı liderlik gösterirHedeflerini saptarAileyi harekete teşvik ederDoğru cevabı verirEv halkını organize eder İŞ YAŞAMINDAKİ DURUMLARIHedefleri koyarak çalışırTüm olan biteni görebilirİyi organize olurlarPratik çözümler üretebilirUygulamaya çabuk geçerİşi delegeye ederÜretim konusunda ısrar ederKendine hedefler belirlerHarekete geçirirZorluklar karşısında başarılı olurARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ Arkadaşa az ilgi duyarlarGrup içinde olmaya daha yatkındırİnsanları organize ve idare etmeyi severGenellikle haklıdırAcil durumlarda soğukkanlılığını kaybetmez
http://www.ufuktarhan.com/gunluk_detay.asp?id=339
Başkası bir işi uzun sürede yapıyorsa, yavaştır.Ben uzun sürede yapıyorsam, titizimdir.Başkası bir işi yapmıyorsa, tembeldir.Ben yapmıyorsam, meşgulümdür. Başkası bir işi söylenmeden yapıyorsa, sınırlarını aşmıştır.Ben yapıyorsam, bu insiyatif kullanmaktır.Başkası bir görgü kuralını çiğniyorsa, kabadır.Ben çiğniyorsam, kendime özgü birisiyimdir.Başkası amirini memnun ediyorsa, yalakadır.Ben ediyorsam, bu ortak çalışmadır.Başkası öne geçerse, bu kuralları ihlal etmektir.Ben başarırsam, bu sıkı çalışmanın ödülüdür.Peki,nalıncı keseri gibi her şeyi kendimize yontuğumuz da orta noktayı nasıl bulacağız?Kendimizi devamlı haklı gördüğümüzde empati şansımız var mıdır?Her şeye BİZ diye değil de BEN diye başlarsak başkalarına fırsat vermiş olur muyuz?Madem bu kadar mükemmeliz o zaman bu dünya bizi haketmiyor öyle değil mi?Şayet,bu şekilde düşünüyorsanız bir kez daha aynaya bakıp "Ben kimim" diye sormanızı istiyorum,cevap kendinde gizli...
http://www.ufuktarhan.com/gunluk_detay.asp?id=340
Günümüzde değişmeyen tek şey değişim. Bu nedenle iş dünyası bu hızlı, akışkan ve değişken atmosferde yaşayabilmek için sürekli yenilenmek ve değişmek zorunda.Değişim ile yenilikçilik birbirini tamamlayan kavramlar. Neden değişim ya da Yenilikçilik? Şirket ya da birey olarak başarımızın göstergesi, kendi dışımızdaki olayları kontrol etme ya da önceden fark edip ona göre tedbir almaktan geçmektedir. Ancak şirket ve fert olarak değişim ve yenilikçilik şu beş durumdan birinde karşılanır. • Değişimi hiç fark etmeyip dışında kalanlar. Değişimin ne olduğunu bile bilmezler. • Değişimi fark edip bunun nedenlerini ve sonuçlarını sathi olarak ele alanlar. Eksiklikleri makyajla kapama anlayışı. • Değişimi fark edip bunun arkasında kalanlar. Yani rüzgara göre yön değiştirenler. Bunlar daima taklitçilik safhasında kalmaya mahkumdurlar. • Değişimi fark edip buna göre tedbir alanlar. • Rüzgara kapılmak ya da fırtınayı önceden sezip tedbir almak yerine bunu bizzat oluşturan ve yönlendirenler. Son elli yıldaki şirket yönetimi anlayışına bakacak olursak; 1950-70´li yıllar üretim artışı ve rekabet kriteri olarak “fiyatın” baz alındığı yıllar olmuştu. 1980´li yılların ana temasını ise “kalite” oluşturdu. Toplam kalite yönetiminin esas amacı “rekabet üstünlüğü sağlamak” olarak ifade edildi. 1990´lı yıllarda da buna bağlı olarak “hizmet kalitesi” ön plana çıkmıştır. Günümüzde de kuşkusuz rekabet kriteri olarak fiyat,kalite ve hizmet kalitesi önemini korumaktadır. Ancak bunlarında ötesinde yeni bir faktör ya da amil ön plana çıkmaktadır: Yenilikçilik “Sıfır hata”nın artık standart olarak kabul edildiği bir ortamda sürekli gelişme ve yeniliği belirleyecek en temel faktör “yenilikçilik” olacaktır. Ancak, bu yeni anlayışın iş dünyasında kabul görerek yaygınlaşmasının önünde zor engeller var; gelişmeyi engelleyen klasik ve gelenekselleşmiş yönetim anlayışı ve yapısı... Günümüzün rekabetçi ortamında aranan özellikler ise; • Müşteri beklentilerine duyarlılık • Hızlı ve yerinde hizmet • İstek ve siparişleri karşılamada esneklik ve hız • Yenilik, yenilikçilik • Ürün ve hizmette çeşitlilik • Müşteriye yakınlık ve motivasyon Bütün bu sayılan özelliklerin sağlanması için ise yenilikçi düşünen çalışanlar ve şirket anlayışı gereklidir. Yenilikçilik üç unsurdan oluşur: • Uzmanlık • Esneklik (ki bu hayal gücüne dayalı düşünebilme becerisidir.) • Motivasyon İş hayatında yenilikçilik, soyut ve imkansızlık sınırlarında dolaşmak değil aksine uygun, yararlı ve uygulanabilir çözümlere yönelik olması gereklidir. Yenilikçi düşünme, insanların sorunlara ve çözümlere nasıl yaklaştıklarını (varolan fikirleri yeni bileşimler halinde bir araya getirme kapasitelerini) gösterir. Yerleşik düşüncenin dışına çıkan çözümleri doğal olarak deneyen bir çalışan, daha yenilikçi bir kapasiteye sahip demektir. Zor bir problemin peşini bırakmama azmini gösteren çalışanlar büyük bir ihtimalle daha büyük bir yenilikçi başarı elde edeceklerdir. Bu tür çalışmalarda yenilik oluşturan çalışan, yenilikçi fikirler oluştururken “kuluçkaya yatırma ya da bilgilerinin demlenmesini bekleme” sürecine girecektir. Bu, yenilikçi düşünce için gerekli bir safhadır. Zor problemleri geçici bir müddet bir yana bırakma, başka bir şey üzerinde çalışma, sonra yeniden yeni bir bakış açısıyla o işe geri dönme yenilikçi düşünme için diğer gerekli safhalardır. Uzmanlık ve yenilikçi düşünme bir ferdin hammaddesidir. Ama insanların gerçekten ne yapacaklarını üçüncü bir faktör belirler: MOTİVASYON Motivasyonu içsel ve dışsal olmak üzere ikiye ayırabiliriz. İçsel motivasyon, yenilikçilik açısından çok daha önemlidir. Öte yandan yöneticilerin en yaygın olarak kullandıkları dışsal motivasyon aracı ise kuşkusuz paradır. Para tek başına çalışanların işlerini büyük bir istek ve şevkle yapmasını tamamen sağlayamaz. İnsanlar işlerinin sıkıcı olduğunu düşünüyorlarsa nakdi bir ödül çalışanların işlerini ilginç bulmalarını sağlayamaz. İçsel motivasyon tutkuya ve ilgiye (insanların bir şey yapmaya yönelik içsel arzularına) dayanır. İnsanlar içsel olarak motive olduklarında, çalışmalarını o işin içerdiği zorluklar ve zevk için yaparlar. İşin kendisi bizzat motive edicidir. İnsanlar, dıştan gelen baskılarla değil, öncelikle işin gerektirdiği ilgi, tatmin ve zorlukla motive olabildiklerini hissettiklerinde azami düzeyde yenilikçi olurlar. İş dünyasında, başarılı olmak isteniyorsa yenilikçi düşünen elemanlara ve buna has şirket yapılanmalarına girmek gereklidir.2020´lerde ise daha farklı şeylerden bahsediyor olacağız...muzaffer.donmez@gmail.com
http://www.ufuktarhan.com/gunluk_detay.asp?id=344