4 Haziran 2014 Çarşamba

CURA

Çok değerli bir abimiz göndermiş,ibret olsun diye yayınlıyorum.



Konu: CURA Cok enteresan bir hayat
hikayesi, hislenmemek mumkun
degil !!, Cura Halk ozanıdır. Koca
yürek... Anadolu'nun bağrından
kopar, yolu Paris'e düşer.
Bi başına. Karnı aç. Elleri cebinde
dolaşırken, bakar ki, sokak
çalgıcıları var, müzik yapıyorlar, para topluyorlar.
Çöker bi köşeye,
cura'sını tıngırdatmaya, yanık yanık söylemeye
başlar:
"Aç kulaklarını dinle sözümü,
yalan söz gerçeğe tuzak değil,
insan hakkını hak bilen kişi,
özünde nur doğar yalan ateşi,
kamili taşlamak cahilin işi,
cahilden kötülük hiç uzak değil..."
*
Tesadüfen ordan geçerken, durup, dinleyenler arasında
Abidin Dino da vardır.
Çağdaş Türk resminin öncülerinden, ressam,
karikatürist, yazar, yönetmen...
Entelektüel çevrede büyüyen, Robert Kolej mezunu, bizzat
Mustafa Kemal tarafından resim ve
sinema eğitimi için Rusya'ya
gönderilen... ABD'de
Fransa'da sergiler açan, Fransa Plastik Sanatlar Birliği
Onursal Başkanı
olan, Fransa Kültür Bakanlığı'ndan Altın Şövalye
Nişanı alan, New York Dünya
Sanat Sergisi Danışmanlığı yapan... Siyasi görüşleri
nedeniyle ordan oraya
sürgüne gönderilen Abidin Dino.
*
Tanışırlar... Kasketli, pala bıyıklı, buram buram
Anadolu kokan ozan'ın
kalacak yeri olmadığını öğrenir, koluna girer, evine
davet eder. Dilbilimci,
yazar, Paris Ulusal Bilim Merkezi'nde görev yapan,
öğretim üyesi doçent eşi
Güzin Dino, sofrayı kurar. Otururlar, sohbete koyulurlar.
Laf lafı açar,
ozan der ki, beni yarın çarşıya götürür müsünüz?
Hayrola derler, ne lazımsa biz sana alalım...
"Bale ayakkabısı alacağım" der!
Dino'lar şoke olur. Kara
yağız ozan, o şahane şivesiyle devam eder: "Benim oğlan
balet de... Ona göndereceğim."
*
Çünkü...
Nesimi Çimen'dir o.
*
Türkü derleyen, ilk plak çalışmasını 1964'te yapan,
Almanya'da Fransa'da
İsveç'te albümler çıkaran, dünyanın en önemli
müzikhollerinde sahne alan,
Türkiye'de ha bire gözaltına alınan, işkence gören,
sürüm sürüm
süründürülen, yılmayan, ömrünün sonuna kadar hiç
sosyal güvencesi olmayan,
yurtdışından gelen teliflerle mütevazı yaşamını
sürdürmeye gayret eden...
Sazın, sözün, üç telli cura'nın ustası.
*
Aslen Tunceli Hozatlı. Kayseri'de ırgatlık yaparken,
aşiret ağasının kızı
Dilber'e aşık olur, Dilber de ona, kaçarlar, Adana'ya...
Evlatları olur.
Almanya'ya işçi yazılır, nefes darlığı olduğu için
kabul edilmez. Kalaycılık
filan yaparken, Yaşar Kemal'le tanışır. Onun
yardımıyla İstanbul'a göçer,
gecekondu kiralar, mozaik fabrikasında işe girer. Fabrika
greve gider,
Nesimi'yi kovarlar. Ayazda kalır. Dokuz yaşından beri
çalıp söylediği
cura'sına bakar, ekmeği senden çıkaracağız der,
ozan'lığa başlar. Tek
kelimeyle, müthiştir. Anında tanınır. Efsane haline
gelmeye başlayan bu
gariban'ın tek göz oda gecekondusuna gelip gidenler
arasında, Yaşar Kemal'in
yanısıra, gazeteci İlhan Selçuk, sosyolog siyasetçi
Behice Boran, caz-pop
divası Tülay German, Yılmaz Güney, heykeltıraş Kuzgun
Acar, yönetmen Atıf
Yılmaz, Aşık Mahsuni Şerif vardır... Ve, kurban
olduğum, Can Yücel.
*
Yurtdışında eğitim için devlet bursunu bileğinin
hakkıyla kazandığı halde
"torpil yaptı dedirtmem, seni gönderemem" diyen Milli
Eğitim Bakanı Hasan
Ali Yücel'in oğlu... Biriktirdiği harçlıkları, kendi
yerine gönderilen ve
beyin cerrahisinde çığır açan, canciğer arkadaşı
Ordinaryüs Profesör Gazi
Yaşargil'e veren... Alnı açık yürüyen, Cambridge
Üniversitesi'ne gitmeyi
başaran, zırt pırt içeri tıkılan, oralı bile olmayan,
tınmayan... Bana göre,
Türkiyemin en heyecan verici şairi Can Yücel.
*
Bi gün, Nesimi'nin henüz bebekken eline cura verdiği
oğluna bakar şöyle Can
Yücel... "Bu çocuğu Konservatuara göndersene birader"
der. Nesimi de "peki" der.
*
Girer sınava oğlan, doğuştan kabiliyet, İstanbul Devlet
Konservatuarı'nı
birincilikle kazanır. Keman bölümüne yazarlar. Yazarlar
ama, keman alacak
parası yok. Okul hediye eder... Hediye kemanla dört sene
okur. Öbür
masrafları Can Yücel tarafından karşılanır. Ancak...
Ciddi bir sorun vardır.
Akşamları evde ders çalışması mümkün değildir. Tam
eline kemanı aldığında,
sofra kurulur, eş dost, türkü başlar, oğlan da mecburen
cura'sına sarılır,
babasına eşlik eder. E böyle olmayacak, sonunda karar
verir, ev ödevi
olmayan bir bölüme geçmelidir... 14 yaşında giyer
taytını, Bale bölümüne
geçer. Önceleri gizler babasından... Sonra öğrenir
baba... Dedim ya, koca
yürek, gülümser, evladına şöyle der: "Nerde mutluysan,
orda yaşa!"
*
Geceleri pavyonlarda bağlama çalarak cep harçlığını
çıkarır, babasıyla köy köy dolaşır,
derleme çalışmalarına katılır, Orhan
Gencebay'ın arkasında çalar,
neticede Konservatuar'dan mezun olup,
İstanbul Devlet Opera ve Balesi'ne girer.
*
Mazlum Çimen'dir o
*
Nesimi'nin, zulüm görmüş, haksızlığa uğramış
manasında "Mazlum" adını
koyduğu oğlu...
Adının hakkını verircesine, henüz sekiz yaşındayken
babasıyla birlikte
gözaltına alınan, babasının işkence görmesine şahit
olan Mazlum.
*
20 sene klasik eserlerde, Yedi Kocalı Hürmüz'den Hisseli
Harikalar Kumpanyası'na sayısız müzikalde dans etti.
Edip Akbayram'a Fatih Kısaparmak'a besteler verdi.
Film müzikleri yaptı, Altın Portakal ve Altın
Koza'nın yanısıra, Almanya'dan Fransa'dan İsviçre'den
ödüller kazandı. Dizi
film müzikleri yaptı, mesela, Orhan Kemal'in ölümsüz
eseri Hanımın Çiftliği
gibi... Kendisinin çalıp söylediği, albümler
çıkardı. Oğluyla birlikte Çimen
Müzik'i kurdu.
*
Oğul da, Saki Çimen...
Nesimi'nin torunu.
Piyanist.
*
Dedesinin türküleriyle büyüdü, 13 yaşındayken ilk
bestesine imza attı.
Kendisine ait 11 besteyle Rastgele albümünü çıkardı.
Saki piyano çaldı, Cem
Yılmaz bateriyle, Kürşat Başar saksafonla, Cahit Berkay
yaylı tamburla,
Nebil Özgentürk bağlamayla, Erdem Akakçe gitarla,
Sırrı Süreyya Önder cümbüşle eşlik etti.
*
Bale ayakkabısına dönersek...
Paris'ten geldi Nesimi, bale ayakkabılarını oğluna
verdi, orda biriyle
tanıştım dedi, gitar çalıyor, çok önemsiyorlar
adamı... Kim acaba?
Bilmiyorum dedi, yağmurlu bi havaydı, curamı ceketimin
içinden çıkardım,
adam çok şaşırdı bunu mu çalıyorum diye, ben
çaldım, o adam sanki küçüldü
küçüldü curanın içine girdi, ööyle dinledi.
*
Senelerce bunu anlattı.
Gel zaman git zaman...
Paris bavulunun içinde bir fotoğraf buldu Mazlum...
Babası cura çalıyor, "o
adam" adeta büyülenmiş gibi, nefesini tutmuş dinliyor.
Vayyy dedi, koştu
babasına, fotoğrafı gösterdi...
O adam, bu adam mıydı?
Evet dedi Nesimi...
*
Peter Gabriel'di.
*
Progressive rock denince ilk akla gelen, Genesis'in
kurucusu... Grup ve solo
albümleri 250 milyon satan, altı Grammy'si ve Oscar
adaylığı bulunan,
İngiliz kült müzisyen.
*
Ve...
Yaktılar o Nesimi'yi!
Sivas'ta yakılanlardan biri.
*
Ve, değerli gençler...
Ne salt Alevilerdir kıyılan aslında, ne hukuk
garabetidir, ne de güvenlik zafiyeti...
Hepsi sığmayacağı için, sadece bir örnek
verdim, yukarda adı
geçenleri sıralayın lütfen alt alta.
*
Anadolu kültürünü muhafaza ederek, müzikle baleyle
resimle sinemayla, akılla
bilimle eğitimle, Batı'ya yelken açan yolculuk'tur asıl
önlenmek istenen...
Yobazlığı hâkim kılmaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder