26 Ağustos 2015 Çarşamba

Karl Marx’a göre İdeoloji nedir?(2)


İdeoloji Althusser’in dediği gibi bireylerin gerçek varoluş koşullarıyla kurdukları hayalî ilişkinin bir temsilidir. Sembolik gerçekliğin içindeki kurguyu çekip çıkarırsak sembolik gerçekliği de ortadan kaldırmış oluruz. Burada altı çizilmesi gereken en önemli nokta Gerçek ile sembolik gerçeklik arasındaki farktır; denebilir ki hayâli olan, Gerçek ile sembolik gerçeklik arasındaki sanal köprüdür. Gerekli bir yanılsama olan söz konusu sanal köprü yıkılırsa bilinçdışı tamamen bilincin yerini alarak özneyi psikoza sürükler ve hiçliğe mahkûm eder.
Marx ideolojiyi “negatif ideoloji” biçimi ile alır. Yani Marx’a göre ideoloji egemen sınıfın tabi sınıf üzerindeki hakimiyetinin zihinsel/algısal/bilişsel uzamını oluşturur. Marx’ın yazılarında ideoloji tasavvuru ile ilgili ilk ipuçlarını , gerçekliğin bilince yansımasını ,eşyanın görüntüsünün bir fotoğraf makinasının merceğinden geçerek filme baş aşağı yansımasına benzettiği “camera obscura” metaforunda bulabiliriz. Bu ideoloji anlayışı günümüz ideoloji paradigmaları arasında “yanlış bilinç” olarak ayrıştırılır…
K.Marx’tan alıntı:
Eğer her ideolojide insanlar ve onların ilişkileri bize camera obscura‘da imişçesine başaşağı görünüyorsa ,bu olayda,tıpkı nesnelerin,gözün ağ tabakası üzerindeki tersliğinin onun doğrudan fiziksel yaşam sürecinden ileri gelmesi gibi,onların tarihsel yaşam süreçlerinden ileri gelir.
Yukarıdaki tanımlama ile, ideolojinin maddi gerçekliğin tersine dönmüş ifadesi olduğu ileri sürülmektedir. Öyleyse ideoloji maddi-gerçek koşulların yansıması değil,farklı olarak bu koşulların yanlış bilgisidir… Bu tanımın sonucu ,yanlış bilginin kaynağı olan ideoloji ile doğru bilginin kaynağı olan bilimin, birbirini dışlayıcı kavramlar olarak tanımlanmasıdır.
Ancak Marksın yazılarında ideoloji yalnızca yanlış bilinç olarak geçmez.
Marx’tan alıntı:
Gerçek,etkin insandan hareket edilir,onların gerçek yaşam sürecinden hareketle bu yaşam sürecinin ideolojik yansı (reflexes) ve yankılarının (echoes) gelişimini ortaya koyabiliriz. Ve hatta insan beyninin hayalleri (phantoms) bile deneysel olarak saptanbilen ve maddi temellere dayanan,insanların maddi yaşam süreçlerinden doğan yüceltmelerdir…..Yaşamı belirleyen bilinç değildir,bilinci belirleyen yaşamdır
Burada,ideolojinin ,insanın gerçek yaşam pratiği karşısında bir refleks olarak tanımlanması yanılsamadan çok yansıma anlamı taşımaktadır:ideolojik olgular maddi koşulların yansıması ile oluşur..
Marx’ın üçüncü ideoloji yaklaşımı egemen sınıfın düşüncesinin tüm sınıfların düşüncesi haline geldiği yaklaşımdır. Egemen sınıfların toplumun maddi güçlerini olduğu kadar entelektüel güçlerini de yönetmesi dolayısı ile egemen sınıfın düşüncelerinin ona tabi sınıfın düşünceleri haline gelmesi (hakim olması) söz konusudur burada..
Marx’tan alıntı
Yöneten sınıfın düşünceleri her dönemde yöneten düşüncelerdir,yani toplumun maddi güçlerini yöneten sınıf aynı zamanda entelektüel güçlerini de yönetir.Maddi üretim güçlerini kendi elinde tutan sınıf aynı zamanda zihinsel (mental) üretimi de denetler,yani,bu sayede ,genel olarak söylemek gerekirse,zihinsel üretim araçlarından yoksun olanların düşünceleri de tabi hal gelir
Bu tanımdaki sorun ,egemen sınıfların sınıfsal çıkarları ile bu çıkarların ideolojik olarak tanımlanması arasındaki tekabüliyet ilişkisinin neden emekçi sınıf için de geçerli olmadığıdır.Burjuva sınıfı nesnel çıkarlarını bilip bunları ideolojik düzeye taşıyabilirken neden emekçi sınıf aynı şeyi yapamamaktadır?
Marks,”ekonomi politiğin eleştirisine katkı” yapıtında, ekonomik temelin oluşturduğu alt yapı ile altyapıdaki değişmelerin belirlediği hukuk,din,siyaset,estetik ve felsefi vb üst yapının ideolojik biçimleri arasındaki belirlenim ilişkisinden söz eder.Bu yazıdaki anlatım göz önüne alındığında ideoloji artık, üretimin ekonomik koşullarının maddi dönüşümüne paralel olarak açıklanabilecek,insanların yaşadıkları çelişkilerin bilincine vardıkları ve bu bilincin yarattığı bir mücadele içinde konumlandıkları alan olarak tanımlanmaktadır.
Şimdi “somut-gerçek” olanın, Marx’ın bahsettiği şekliyle nasıl gözümüze “dinsel/teolojik mahiyette ” göründüğü sorunsalına yaklaşabiliriz.
Bu çözümlemeye Marksın Kapitalinde “meta fetişizmi” kavramı bağlamında gidilmektedir.Maddi pratik (praxis) bilinçte izdüşümü yaratmakta ve bilinci belrilemektedir.Yani praxisin bilince çarpık/ters yansıması söz konusu değildir.Ancak çarpık olan bir şey vardır ve o da nesnel gerçekliktir.”Meta fetişizmi” ve “para/kar dürtüsü” yaşamını sürdürmek için zorunlu olarak emeğini kullanan insanın “iş bölümüne dayalı kapitalist üretim biçiminin” dişlileri arasında “emeğinin ürününe yabancılaşmasına” yol açan çarpık unsurlardır.Para nın basit bir mübadele aracı olmaktan çıkarak ölümcül kar dürtüsünün enstrümanı haline gelmesi ,insanın kullanmak için değil kar etmek için meta üretimine soyunması ve dünyanın, emekleri ile değer yaratan insanların birbirleri ile değil ürettikleri metaların kendi aralarında ilişki kurduğu bir görünüme bürünmesi çarpık,adeta dinsel/teolojik mahiyette gerçekliklerdir..
 İşte ideoloji dosdoğru bir şekilde bu çarpık ,teolojik mahiyetteki gerçekliğin algılanmasından başka bir şey değildir. 


BUNALTTIYSAM ÖZÜR DİLERİM….

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder